Brunette

Clarissa P. Estes’in kült kitabından alıntılar…

Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: Keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Sezgileri çok güçlüdür, yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlayabilir, tuttuklarını koparan ve cesurdurlar. 


Günümüzde kadın bulanık bir etkinlikler yumağına dönüşmüş durumda. Herkes için her şey olmaya koşullandırılmıştır.


Dans etmelerine neredeyse hiç katlanılmadı, öyle ki, kimsenin onları göremeyeceği ormanda ya da gizli köşelerde veya çöpü boşaltmaya çıkarken dans ettiler. 


İçgüdüsel doğayla yan yana olmak, hayat alanını belirlemek, kendi sürüsünü bulmak, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeninin içinde olmak, kendi yararına konuşmak ve hareket etmek, farkında ve uyanık olmak, sezgi ve algının doğuştan gelen dişil güçlerine dayanmak, kendi döngülerine girmek, ait olunan yeri bulmak, mümkün olduğunca yüksek bir bilinç düzeyini korumak demektir. 


Benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin, daha eksiksiz, daha makul bir hayatı özlüyorsanız o da bir kapıdır. 


Bir kadın, büyük biri olmak, büyük bir iş yapmak, büyük bir yolculuğa çıkmak ister, ama bunun yerine evde kalıp ataş sayar. Bir kadın yaşamak ister, ama boncuk taneleri gibi küçük hayat parçalarıyla yetinir. Bir kadın kendisi olmak ister ama karşısına çıkan her aşığa bir kolunu, bacağını, gözünü verir. Bu güven tuzağıdır. 


Çöl, hayatın çok yoğunlaştığı bir yerdir. Canlıların kökleri son su tanesine bile tutunur ve çiçekler sadece sabahları erkenden ve öğlenden sonraları da geç saatlerde görünerek meni biriktirirler. Çölde hayat küçük ama muhteşemdir ve olan bitenlerin çoğu yeraltında süregider. Birçok kadının hayatın da buna benzer. 


Kadınlar, hayatlarının kapılarını açıp onun ücra köşelerindeki katliamı incelediklerinde, çoğu zaman en önemli düş, hedef ve umutlarının azar azar öldürülmesine izin verdiklerini görürler. 


Bir kadın kendi yıkımlarına ilişkin gerçeklerden kaçmaya çalıştığında, gece düşleri muhtemelen ona bağıra çağıra “Uyan! Yardım iste! Kaç ya da ölümüne saldır” şeklinde uyarılarda bulunur.


Bir toplum, insanlarını derin içgüdüsel hayata güvenmemeye, ondan kaçmaya teşvik ettiğinde, bireydeki öz-yıkıma yönelik unsurlar güçlenir ve ivme kazanır.


İçgüdüsel doğası güçlü olduğunda kadın, içsel yok ediciyi kokusundan, görünüşünden, sesinden yola çıkarak sezgisel olarak tanır, varlığını sezer, yaklaştığını duyar ve ondan uzaklaşmak için tedbirler alır.


Sorular sorun. Merak edin. Gördüklerinize bakın. Duyduklarınıza kulak verin. Sonra da doğru bildiğiniz şeye göre davranın.


Kendimiz olmamız, diğer bir çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının istediklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar. 

 


Yeteneklerinin kabullenilmediği ailelerde büyüyen kadınlardan çoğu zaman tekrar, tekrar çok parlak başarılara imza atmaları istenir. Ailelerine değerli olduklarını kanıtlamaya çalışırken üç tane doktora yapmaları, Everest’e tırmanıp inmeleri ya da her türden tehlikeli, zaman- tüketici ve para yiyen girişimin altına girmeleri zorunluymuş gibi hissederler.


Bir anne kızına, kendi sezgisinin doğruluğuna güven duyma hissinden daha büyük bir kutsama veremez. 


Bir kadın, dostlarını ve sevgililerini akıllıca seçmelidir, çünkü her ikisi de kötü bir üvey anneyle berbat kız kardeşlere benzer hale gelebilirler. 

 


Bir sevgili kendi döngü ve fikirlerimizle kalıcı bağlantılar kurmamıza ve/veya bunların yok edilmesine neden olabilir. Yıkıcı sevgililerden kaçınmak gerekir. 

 


Yanılsamalar ölür. Beklentiler ölür. Her şeye sahip olma hırsı, sadece güzel olan her şeye sahip olma isteği, tüm bunlar ölür. 


Sevmek onunla birlikte kalmak demektir. Fantezi dünyasından çıkıp kalıcı bir sevginin mümkün olduğu; yüz yüze, kemik kemiğe bir adanma sevgisinin mümkün olduğu bir dünyaya girmek demektir. Sevmek her hücreniz “Kaç” derken, kalmak demektir. 


Güvenilmesi gereken tek şey, bir bitiş olduğunda başka bir başlangıcın da olacağıdır.


Oyun yoksa yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz.Sessizce oturulursa yaratıcı hayat olmaz. Sadece ağırbaşlı bir şekilde konuşulu, düşünülür, davranılırsa çok az yaratıcı özsuyu çıkar. 


Zedelenmiş içgüdünün onarılması, bir tutsaklığın meydana geldiğini, bunu bir ruhsal açlığın izlediğini, içgörünün ve korunmanın olağan sınırlarının kaybolduğunu kabullenmekle başlar. Kadını tutsaklığa ve açlığa götüren sürecin tersine çevrilmesi gerekir. 


Bir kadın, gündüzleri istediği her şeyi tam anlamıyla yapamayacağını hissettiğinde, garip bir ikili hayat sürmeye başlar. Gündüz saatlerinde “miş” gibi yaparken, fırsatını bulduğunda bambaşka davranır. 


Bir kadın uzun süre kendi döngülerinin, yaratıcı gereksinimlerinin dışında yaşadığında alkol, uyuşturucu, öfke, alışveriş, abur cubur yiyecekler gibi aşırılıklara kaçmaya başlar. Bunları yaparken kendini ifade etme, ruhsal dışavurum ve ruhsal doyumun döngülerinde yaşadıkları kaybı telafi etmektedirler. 


İster içe, ister dışadönük olun, ister kadınları, ister erkekleri, ister Tanrı’yı seven bir kadın ya da bunları hepsi birden olun, ister basit bir kalbe, ister bir Amazon’un tutkularına , ister bir işin en iyisini yapmaya çalışan biri olun, ister yarına bırakan biri, ister esprili olun, isterseniz üzüntülü, soylu ya da ayaktakımı; her durumda Vahşi Kadın size aittir. O tüm kadınlara aittir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir